Yapay zekanın yükselişi, yatırımcıların ve hukuk dünyasının dikkatini çekiyor. Bu dinamik kesişim noktasında, Karaçam & Şir Hukuk Danışmanlığı Firması’nın kurucu ortağı Furkan Karaçam ile yapay zeka girişimlerinin yatırımcılara neden cazip geldiğini, girişimlerin karşılaştığı hukuki engelleri ve başarıya ulaşmak için izlenmesi gereken stratejik yolları derinlemesine ele aldık.
Yapay zeka girişimlerine yatırım yapma konusunda yatırımcıları en çok cezbeden faktörler nelerdir ve bu ilginin arkasındaki temel motivasyonlar nelerdir?
Öncelikle yapay zeka girişimlerine ilişkin konuşurken bir parantez açmak istiyorum. Her ne kadar girişim sermayesi yatırımlarında yapay zekâyı başlı başına bir sektörmüşçesine değerlendirsek de esasında yapay zekâ hemen hemen tüm sektörlerde uygulama alanı bulan bir teknoloji, ya da teknolojiler kümesi. Dolayısıyla yapay zekayı konuşurken, belki de internetin gelişimini akılda tutmak gerekli. Evet, bu teknolojinin de gelişiminin ilk senelerinde bir “internet girişimi” algısı mevcuttu. Fakat reel olarak “internet girişimi” bugün çok bir anlam ifade etmiyor. Her ne kadar aynı teknolojiler kümesini, yani interneti kullansalar da ödeme sistemleri ayrı, SaaS çözümleri ayrı, sosyal medya platformları apayrı birer sektör ve bunların ihtiyaçları, regülasyonları ve yatırımcıların bunlara yaklaşımları ayrı. Fakat bu ayrışmanın henüz gerçekleşmediği, ya da en azından üzerinde durulmadığı bir dönemdeyiz; çünkü yolun başındayız.
Peki bu yolda yatırımcıların temel motivasyonu nedir? Temel motivasyon, pek tabi öngörülen değer artışına paydaş olma. Fakat bu çok genel bir cevap. Gelecekte hemen hemen tüm sektörlerde uygulama alanı bulacak ve kullanıcılara ciddi rekabetçi avantaj sağlayacak bir teknolojiden bahsediyoruz. Doğruluğunu tartacak kadar bu alanda bilgi sahibi değilim, fakat ateşin keşfi ve buhar makinesinin icadı ile eş tutulan bir ilerleme vaat ediyor yapay zekâ. Yani özetle, hemen hemen tüm sektörlerde kökten bir değişim yapması beklenen ve bu değişimin değerinin büyüklüğü henüz öngörülemeyen bir teknoloji, yatırımcının ilgisini çekiyor.
Yatırım rakamları da bu istatistiği doğruluyor. Geçtiğimiz son 1-2 sene girişim sermayesi yatırımlarında hem yatırım adedi hem de toplam yatırım tutarında dünya çapında ciddi düşüş olmasına rağmen yapay zeka girişimlerine yatırım bu eğilimden etkilenmedi. Girişim sermayesi yatırımları pastasındaki payını son 1-2 sene içerisinde neredeyse iki katına çıkardı. Önümüzdeki yıllarda da bu girişim sermayesi yatırım pastasının büyümesi bekleniyor.
Yapay zeka girişimlerine yatırım yaparken, yatırımcılar için hukuki uyum, fikri mülkiyet hakları ve pazar potansiyeli gibi faktörler arasında nasıl bir öncelik sıralaması bulunmaktadır?
Pazar potansiyeli ve yatırımcının ticari kararıyla ilgili kısıtlı bir değerlendirme yapabileceğim. Çünkü yatırımcının kendisi için şart gördüğü finansal metrikler nelerdir, yahut ilgili yazılıma dair yapacağı teknik incelemeden beklentileri hangi ölçüdedir bilmiyorum. Bu yatırımcıdan yatırımcıya çok değişecek bir şey. Fakat bir yatırım kararı alınmışsa ve bu yatırımın gerçekleştirilmesi istemi hukuk ekibine yönlendirilmişse, oradaki önceliklerden bahsedebilirim.
Burada hukuk ekibinin ilk ve belki de en önemli fonksiyonu yatırım sürecinde ve yatırım yapılacak girişimde bir “temel düzenlemelerin” mevcut olup olmadığı ve “red-flag” problem olup olmadığını tespit etmesi.
Temel düzenlemeleri kısaca şöyle ifade edebilirim; şirketin kurucuları ve çalışanları tarafından geliştirilmiş yazılımın şirkete usulüne uygun fikri mülkiyet hakkı devrinin yapılması, şirketin hisse senetlerinin basılması (basıldıysa devir cirolarının uygun silsileyi takip etmesi), mevcutsa önceki yatırımcılar ile olan sözleşmeler, ön alım hakları, rüçhan hakları veya önceki yatırımcılara verilen hisse gruplarına tahsis edilen hakların şimdiki yatırımı engelleyip engellemediği ve hukuki engelleyici bir hak verilmiş ise (örneğin; veto hakkı), potansiyel yeni yatırıma ilişkin iletişimin baştan yapılması, stock-option kapsamında sözlü veya yazılı hisse verilmesi taahhüt edilen çalışanların doğru kurgulanması gibi. Mesela dikkatten bazen kaçabilen hususlarda birisi ise girişimin değerlemesini önemli derecede etki eden müşteri veya müşterilerin ticari sözleşmelerinde kontrol değişikliği (change of control) hükümlerinin yer alması. Bu hükümler girişimin ilk günkü heyecanıyla müşteri ediniminde bazen dikkate alınmayabiliyor. Ancak özellikle kontrol değişikliğine sebep olabilen Seri A yatırımlarında yatırımcı açısından red-flag olabiliyor.
Öte yandan, idari ve hukuki açıdan geri dönüşü ekonomik olarak makul olmayan bir fahiş hata yapılmış mı yapılmamış mı meselesi. Fahiş olmayan hataları yatırım öncesinde veya sonrasında düzeltmek mümkün olabiliyor. Ama tabi, yatırımcı bunların sözleşme imzalanmadan düzeltilmesini istiyorsa, yatırım süreci uzayabiliyor. Bu da girişimcinin runway hesabını bozabiliyor. Dahası, runway’in sonuna yaklaşan girişimlere yatırımcılar tarafından son dakika talepleri gelebiliyor. Dolayısıyla ufak hata diyerek geçmemek lazım – ama yine de, hukuk ekibinin önceliği fahiş hata olmaması olacaktır. Fahiş hata da kendini genellikle üçüncü kişilere verilen sözler, taahhütler, sözleşmeler olarak gösterir. Eğer ki ilgili fahiş hatayı düzeltmeniz, sizinle iş birliğine yanaşmayan bir üçüncü kişinin elindeyse, bu takdirde orada hukuk ekibi kırmızı bayrağı kaldırarak sürecin sonlandırılmasını tavsiye edebilir.
Yapay zeka girişimcilerinin hukuki alanda karşılaştığı en büyük zorluklar nelerdir ve bu zorlukların üstesinden gelmek için hangi stratejik adımlar atılmalıdır?
İlk olarak, Fahiş hata yapmamak! Yapılıyorsa da geri dönüş kapıları açık kalacak şekilde yapmak. Örneğin, bir önceki soruda belirttiğim kontrol değişikliği (change of control) hükümlerinin yanı sıra girişimin erken aşaması için çok kıymetli olan bir hizmet satış veya lisans sözleşmesinde, sözleşmeyi nasıl feshedeceğinize ilişkin hükümler doğru kurgulanmamışsa, olası bir gelecek yazılım devir işlemini baltalayabilir. Dolayısıyla en büyük zorluk, ürününüzün, yazılımınızın ve şirketinizin tedavül kabiliyetine zarar verecek imzaları atmaktan kaçınmak. Buna stratejik düzeyde bir çözüm bulmak zor, oldukça teknik ve taktik bir husus bu.
İkinci olarak, özellikle çok fazla para yakan bir girişimseniz fahiş hatalardan kaçınmaya ek olarak, basit hatalardan da kaçınmanız gerekiyor. Başka bir ifadeyle, kârlılığa henüz geçmediyseniz ve elinizdeki mevcut sermayenin bu negatif nakit akışına direnecek fazla süresi yoksa; bu takdirde sizin esasında ufak hata yapma lüksünüz de yok. Dolayısıyla burada, negatif nakit akışı yüksek girişimlerin doğal olarak geliştirdiği, bir hukukçu olmaksızın yol yürüme refleksini doğru bulmuyorum. Girişimci için çalışan avukatın sağlayacağı katma değerinin büyüğü, sizin mahkemeye verilmenizi engellemek değil; size zaman kazandırmak.
Üçüncü sorun ise yönetmeliklere uyumun derecesini tutturamamak diyebilirim. Şöyle ki, hukuk ve uyum yatırımının, bu süreçler için harcanacak paralar düşünüldüğünde azalan bir marjinal faydası var. Harcamanın ilk aşamaları oldukça faydalı ve kârlı geri dönüş veriyor. Fakat ilk aşama girişimlerde, yönetmelik noktasına ve virgülüne takılmanın, gri alanlarda hep en güvenli yolu seçmenin ve bunun maliyetine katlanmanın da bir anlamı olmuyor. Uyum, siyah veya beyaz değil; 50 tonu var, ve hangisi sizin tabi olduğunuz regülasyon için en faydalı ton – avukat desteğine bu tonu belirlemek ve bu tonda kalmak için ihtiyacınız var; yalnızca mahkemeden sakınmak için değil.
Yapay zeka girişimleri için fikri mülkiyetin korunmasında en etkili yöntemler nelerdir ve bu süreçte yapılan yaygın hatalardan nasıl kaçınılmalıdır?
Temel olarak ürüne (yazılıma) katkısı bulunan kurucular ve çalışanların usulüne uygun bir şekilde fikri mülkiyet haklarını girişime yani şirkete devretmiş olması bir başlangıç noktasını oluşturuyor. Bunun yanında özellikle B2B SaaS hizmetler veren şirketler için, müşterilere verilen lisansların kelime kelime doğru kurgulanması gerekiyor. Genellikle sözleşmeler de şu standart kalıplar olur; “devredilemez”, “alt-lisanslanamaz”, “sözleşme süresi ile sınırlı” lisans vermektedir. Verilen lisansın içerisinde geçen bir kelime (mesela Amerikalılar “perpetual” ifadesini çok sever; yani süresiz, sınırsız erişim hakkı) hayati bir soruna yol açabilmekte. Özellikle customized B2B SaaS işleri yapan yani ürününü müşteriye özgü kurgulayabilen girişimlerin, müşterinin talepleri doğrultusunda geliştirdiği “yeni ürün” veya “yeni özellik” veya “yeni modüller” üzerinde kuşkuya mahal vermeyecek şekilde fikri mülkiyet haklarına sahip olduğunun belirlenmesi de önem arz ediyor. Kimi durumlarda, “bu özellik benim fikrimdi”, bunu “bana özgü yapmıştın ve kullanamazsın” gibi uyuşmazlıklar olabiliyor. Ek olarak ürünün içinde kullanılan lisansların belirlenmesi ve tasniflenmesi bir diğer kritik nokta. Eğer ki siz, yazılımınızı geliştirirken birtakım başka lisanslı yazılımları girdi olarak kullanmışsanız, bu takdirde kendi yazılımınızın ticarileştirilmesini ciddi bir tehlikeye sokuyor olabilirsiniz. Yazılımınızı geliştirirken kullandığınız yazılım girdilerini tedarik ederken altına imza attığınız sözleşmeleriniz gelecekte size zarar vermeyecek, hızınızı kesmeyecek mahiyette olması çok önemli.
Girişimler, veri gizliliği ve güvenliği konusunda hangi hukuki gereklilikleri yerine getirmelidir ve bu süreçte en sık yapılan hatalar nelerdir?
Tabi burada her kalıba uyan bir kıyafet dikmek mümkün değil. Ancak uyulması gereken veri koruma düzenlemeleri ve uyulması gereken ölçeği girişimin hitap ettiği kitle ve hedef pazardan yola çıkarak belirlemek gerekiyor. Misal, bankalara hizmet veren bir fintech girişimiyseniz, uymanız gereken veri koruma düzenlemeleri oldukça sıkı ve bürokratik. Örneğin veri merkezi Türkiye’de olmayan bir bulut hizmet sağlayıcı ile çalışırsanız, bankalarla doğrudan çalışmanız oldukça güç. Ancak B2B SaaS girişimiyseniz görece daha esnek olabiliyorsunuz. Avrupa pazarına girecekseniz ve Avrupalı yatırımcıları hedefliyorsanız GDPR ve bağlı diğer düzenlemeler gibi büyük bir regülasyon yığını sizi bekliyor. Ancak hedef kitleniz ABD ise orada çok daha rahatsınız. Türkiye de Avrupa ekolünden geliyor. Temel fark şu; Avrupa ve Türkiye’de temel olan veri işlemenin yasak olması ancak belirli istisnalar ve düzenlemelere uyarak veri işlemenin serbest olması iken Amerika’da temel husus veri işlemenin serbest olması ve belirli istisnalarda sadece yasaklanması. Bir diğer ifadeyle, Türkiye ve Avrupa’da kişisel verilerin nasıl işlenmesi gerektiği düzenlenirken, Amerika’da California Act kapsamında kişisel veri nasıl işlenmemeli veya işlemenin istisnasını oluşturan yasaklar düzenlenmektedir. En sık hatalardan biri ise regülasyon maliyeti ve marjinal faydası gözetilerek en başından herhangi bir uyum sürecine girmeden sonradan geriye dönük bunların düzenlenmeye çalışması. Kimi regülasyon veya hukuk alanlarında bu mümkün olabiliyorken, kişisel verilerin korunması alanında çoğu zaman bu mümkün olamayabiliyor. Örneğin, usulüne uygun rızası alınmadan reklam amaçlı kişisel verisi işlenen bir gerçek kişiye ilişkin hukuki süreçleri geriye dönük toparlamak çoğu zaman mümkün olmuyor.
Bu bağlamda, işin en başında hedef pazar ve coğrafya ekseninde bir değerlendirme yapmak ve uyum stratejisi belirlemek ve ona göre adımları kurgulamak gerekiyor.
Yapay zekâ girişimlerinin uluslararası pazarlara açılmasında hukuki hazırlık sürecinde dikkat edilmesi gereken en önemli noktalar nelerdir?
Bu soruyu bir fıkra ile yanıtlayayım. Kedi testini bilir misiniz? İddiaya göre Japon bir otomobil üretici, otomobil yalıtımı için geliştirmişler bu testi. Ticari sır olarak da herkesten saklamışlar. Test şu şekilde; akşam bir arabanın içine kedi bırakılır. Sabah fabrikaya dönüldüğünde kedinin sağlığı sıhhati yerindeyse, otomobil yalıtımında problem var demektir; zira aracın içi hava alıyor. Bu durumda araçları geri çağırmak değerlendirilir, üretim hattındaki olası problemler incelenir.
Bu Japon şirket yöneticileri, kedi testinin Türkiye’de de uygulandığının haberini almışlar. Ticari sırlarının ortaya çıktığı endişesiyle hemen Türkiye’de, Türk otomobil üreticisinin fabrikasını ziyaret etmişler. Sormuşlar, anlatın bu kedi testi; biz de uygulayalım. Türkler ise anlatmış: “Akşam eve gitmeden bir kediyi aracın içine koyarız. Sabah geldiğimizde kedi hala aracın içindeyse sorun yok demektir!”
Çoğu girişimimiz, hukuki hazırlığını Türkiye’deki kedi testleri için yapıyor. Yurt dışına çıkıldığında ise aslında kedi testinin öyle olmadığı ortaya çıkıyor. İş işten nadiren geçmiş olsa da Türk girişimcinin beklediği agresif ilerleme ve gelişim, standartları yükseltilmiş yeni kedi testine takılabiliyor, bu durumda da girişim momentumunu kaybedebiliyor.
Bunun önüne geçmek için, yukarıda bahsettiğim uyumun 50 tonuna odaklanmak lazım. Türkiye’de melek yatırım öncesi hangi tonda durmak gerekiyor, kurumsal yatırım öncesi hangi tona geçmek gerekiyor; yurt dışına açılmadan önce ise hangi açık tona varmış olmak gerekiyor. Bütün bunlar, yapay zekâ girişiminin hizmet vermeyi hedeflediği sektöre göre de satışların yapılması planlanan ülkedeki regülasyon atmosferine göre de değişiyor.
Bu açıdan bakıldığında, uyum sürecinin devamlı ve sürekli bir süreç olması gerektiği ortaya çıkıyor. Satış hedefleri, istihdam hedefleri, değerleme hedeflerinin ve süreçlerinin yanında; hangi aşamada hangi uyum sürecinin hangi ölçüde başlatılıp hangi derecede tamamlanacağının da planlanması gerekiyor. Bu planlamada da uyum harcamalarının marjinal faydasının azalan mahiyette olduğunu, ama bu eğrinin eğiminin sektörden sektöre değiştiğini hatırlamak gerekiyor. Avukattan beklenecek katma değer, o eğride yer alan ve bütçenizin elverdiği optimal noktayı bulmak, size sunmak ve ardından sürekli değişen o optimal nokta üzerinde kalmanız için gerçek zamanlı yönlendirmelerde bulunmak olacaktır.
Yapay zekâ teknolojilerinin gelişimiyle birlikte ortaya çıkan yeni regülasyonlar ve etik kurallar konusunda girişimcilerin bilmesi gereken en kritik noktalar nelerdir?
Bu esasında daha geniş bir sohbeti gerekiyor. 13 Mart’ta Avrupa Parlamentosunda yeni AI Act oylamaya sunulacak. Ardından da 20 gün içerisinde metin onların resmi gazetesinde yayımlanacak. Bütün bunlar, Avrupa ile iş yapmak isteyen girişimler için neticeler doğurabilir. Türkiye’de ise henüz doğrudan bu konuya ilişkin bir düzenleme yok. Açıkçası, erken aşamada olmaması gerektiği düşüncesindeyim. Olacaksa da bunun Avrupa örneğinden esinlenerek, bu düzenlemenin mutlak olarak yasakladığı uygulamaları yasaklayarak, ama kısıtlamalar açısından aynı derecede sınırlar öngörmeyen bir yapıda olması gerektiğini değerlendiriyorum.
Yapay zeka alanında başarılı bir girişim kurmanın anahtar unsurları nelerdir ve girişimciler bu süreçte nasıl bir yol haritası izlemelidir?
Bu alanda başarılı bir girişimin anahtar unsurlarını net olarak bilmiyorum, çok fazla faktör var ki çoğu bilgi ve deneyimimi aşıyor. Ama onun yerine size başarısız bir girişim kurmanın yollarından bazılarını anlatabilirim.
İlk birkaç yatırımınızda, gelecek yatırımlarda yatırımcı beklentilerini dikkate almadan sözleşmelerin altına imzalar atarsanız, başarısızlık ihtimalinizi yükseltmiş olursunuz. İlk girişimlerdeki sözleşmelerinizde, yazılımı olası bir alıcıya satmanızı engelleyen veya bu satış neticesinde ortaya çıkacak nakit paranın tamamını o ilk yatırımcıya verme konusunda sizi mecbur bırakan işlemler de başarı şansınızı azaltacaktır. Çalışanlarınıza vereceğiniz hisseler kapsamında çalışan hisse edinim paketlerini kötü kurgularsanız, başarısızlık şansınızı arttırırsınız.
Bu saydığım hataları yaparsanız başarısız olacağınıza bahse girebilirdim. Ama başarı şansınızı arttıracağımı düşündüğüm kalemleri yerine getirmeniz, başarılı olacağınıza ilişkin bahse gireceğim anlamına gelmiyor. Başarının formülü bende değil. Ama sorunuzu cevapsız bırakmamak adına: uyuma gerektiği önemi, ne fazlasını ne de azını verecek ekiplerle çalışırsanız, başarı şansınızı arttırırsınız. Sorunlar doğmadan bir avukata danışırsanız, başarı şansınızı arttırırsınız. İçerisinde uyum çalışmalarını da barındıran bir idari süreç projeksiyonu yaparsanız, yine başarı şansını arttırırsınız.
Yapay zekanın hukuk sektörü üzerindeki potansiyel etkileri nelerdir ve bu değişimler gelecekte avukatlık mesleğini nasıl şekillendirebilir?
Hukuk alanına ilişkin, yalnızca ihtilafsız işler alanında çalışan avukatlar adına konuşabilirim. Benim ihtilaf çözümünde, başka bir ifadeyle dava süreçlerinde tecrübem yok. Tecrübem olan alanda gördüğüm değişim beni heyecanlandırıyor. Şöyle ki, eskiden danışmanlık bir bilgi paylaşım işleviydi. Bilgi paylaşılır, nasıl uygulama yapılacağı izah edilir, uygulamaya yol gösterilir ve neticeler yönetime raporlanırdı. Burada bilgiye erişim, başka bir ifadeyle güçlü bir know-how çok ama çok kıymetliydi. Şimdi geldiğimiz noktada know-how her yerde olduğu gibi, bunları 200 yıllık hukuk bürolarının sahip olduğu kaynaklar olmadan işleyecek, inceleyecek, özetleyecek; açıklarını bulacak ve kapatma imkanı sağlayacak çözümler geliştiriliyor. Bizim alanımızda an itibariyle yapay zeka araçları avukatın işini çok kolaylaştırıyor, verimi arttırmanın ötesine geçerek kaliteyi de yükseltiyor. Dolayısıyla gelecekte danışman avukatlıkta başarıyı getirecek faktörün disiplinlerarası çalışma becerisi ve iletişim becerileri olacağı kanaatindeyim.
Yapay zeka girişimlerinde yatırımcı-girişimci ilişkilerini sağlıklı bir şekilde yürütmek için önerdiğiniz stratejiler nelerdir?
En önemli konu, düzgün iletişim. İletişimci değilim, ama gözlemim sağlıklı bir iletişim için karşı tarafın algısını anlayabilecek bir perspektiften ilişkiye yaklaşmak gerekiyor. Hal böyleyken yapay zeka girişimcisinin, olası yatırımcıyı anlayabilmesi çok kıymetli ve önemli. Çoğu zaman çok farklı profesyonel dünyaların mensubu oluyor bu kimseler.
Beklentileri açıkça ortaya koyabilmek dolayısıyla çok önemli. Bir yatırımcıyı, yatırımcı yapan esasında imzaladığı sözleşme. O sözleşme, ve devamında imzalanan ortaklar sözleşmesi girişimin bir nevi anayasası haline geliyor. Hal böyleyken, o metni tam anlamıyla anlamamak, dahası oraya gelen süreci anlayarak yürütmemek; sağlıklı iletişim ve uzun vadede iyi ilişkiler açısından da çok makul gelmiyor bana.
Evet, girişimci oldukça yoğun. Tek başına belki 5 profesyonelin ilgilendiği işlerle eş zamanlı ilgileniyor. Ama eğer yatırımcı ile iletişim önemseniyorsa, bu iletişimin yazılı halini teşkil eden sözleşmelere ehemmiyet verme noktasında da girişimcinin zaman ayırması gerektiğini düşünüyorum.
Burada avukatlığın bir fonksiyonu daha ortaya çıkıyor – avukatlar kurumsal iletişim yürütüyor. Sözleşmeler aynı zamanda iletişim kanalları. İçerdiği detaydan tutun, format düzenlemelerine verilen ehemmiyet, her biri birer ileti. Dolayısıyla kendi iş alanıma dair, bu süreçlerin de öneminin altını çiziyorum.
Diğer Trendler!
> Sıradaki Trend!








